Demir Çelik Store’ye değerlendirmelerde bulunan Hasçelik Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Naci Faydasıçok, “2026 yılı, çelik sektörü açısından hem risklerin hem de yapısal dönüşüm fırsatlarının daha net biçimde ayrışacağı bir yıl olacak. 2026 yılına ilişkin iç pazar beklentilerimiz ise temkinli bir iyileşme bekliyoruz” dedi.
2025’i küresel çelik piyasası açısından nasıl değerlendirirsiniz? 2026 için küresel çelik fiyatlarında öngörüleriniz nedir?
2025 yılı, küresel çelik sektörü açısından talep cephesinde ivmenin zayıfladığı, buna paralel olarak büyümenin sınırlı kaldığı bir dönem olarak kayda geçti. Asya ve Orta Doğu’da devam eden altyapı ve enerji yatırımları, küresel talepte kısmi bir denge unsuru oluştururken; Avrupa pazarında inşaat ve otomotiv sektörlerinde yaşanan durgunluk, çelik talebini baskılayan temel faktörlerden biri oldu. Bu tabloya ek olarak, Çin’in iç pazarı canlı tutmaya yönelik uygulamaları ve ihracatta benimsediği agresif fiyatlama politikaları, dünya genelinde çelik fiyatları üzerindeki aşağı yönlü baskının yıl boyunca devam etmesine neden oldu.
2026 yılında sert bir fiyat yükselişinden ziyade dalgalı ve yatay bir seyir öngörüyoruz
Başta Türkiye olmak üzere, serbest piyasa koşullarında üretim yapan ülkeler için ticaret savunma araçlarının, anti-damping ve sübvansiyon soruşturmalarının ve çok taraflı ticaret mekanizmalarının daha etkin kullanılmasını zorunlu hale getiriyor. Küresel çelik fiyatlarına ilişkin beklentilere baktığımızda ise, 2026 yılında sert bir fiyat yükselişinden ziyade dalgalı ve yatay bir seyir öngörüyoruz. Talepte sınırlı toparlanma sinyalleri görülse de, arz tarafındaki yüksek kapasite ve Çin kaynaklı ihracat baskısı fiyatların yukarı yönlü hareketini sınırlayabilir. Bu nedenle fiyatların bölgesel farklılıklar göstereceği, vasıflı ürünler ile standart ürünler arasındaki makasın daha da açılacağı bir dönem bizi bekliyor görüşündeyiz.
AB’nin yeni kota değişikliği Türk çelik sektörünü nasıl etkiler; CBAM uygulaması 2026’da ihracat rekabetini nasıl şekillendirir?
AB’nin son dönemde uygulamaya aldığı kota düzenlemeleri, Türk çelik sektörü açısından belirsizlikleri ve maliyet baskılarını artıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Özellikle geleneksel ihracat pazarlarımızda kota hacimlerinin daraltılması ve ülke bazlı kısıtların sıkılaştırılması, Türk üreticilerin AB pazarındaki hareket alanını sınırlıyor. Türkiye, AB’nin en önemli tedarikçilerinden biri olmasına rağmen, uygulanan kota sisteminde rekabetçi ve esnek bir konumda değerlendirilmiyor. Bu durum, sipariş planlamasından fiyatlandırmaya kadar pek çok başlıkta ihracatçılar açısından öngörülebilirliği azaltıyor.
Öte yandan, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (CBAM) 2026 itibarıyla mali yükümlülük doğuracak şekilde devreye girmesi, ihracat rekabetini yalnızca fiyat değil, karbon yoğunluğu üzerinden de şekillendirecek. Bu noktada, düşük karbonlu üretim altyapısına sahip olan firmalar avantaj kazanırken, karbon ayak izini henüz yeterince azaltamamış üreticiler için ihracat maliyetli ve zorlayıcı hale gelecek.
Çin’in Arz Fazlası Küresel Çelikte Riskleri Artırıyor
2026 yılında sektör için en büyük riskler ve en büyük fırsatlar sizce nelerdir?
2026 yılı, çelik sektörü açısından hem risklerin hem de yapısal dönüşüm fırsatlarının daha net biçimde ayrışacağı bir yıl olacak. Küresel ölçekte bakıldığında en büyük risklerin başında, Çin kaynaklı arz fazlasının ve agresif fiyat politikalarının devam etmesi geliyor. Çin’in iç talebi desteklemek adına üretimi ayakta tutan politikaları sürdürmesi, küresel piyasalarda fiyat baskısının kalıcı hale gelmesine neden olabilir. Bu durum, serbest piyasa koşullarında üretim yapan ülkeler için rekabet dengesini zorlayan bir tablo yaratıyor.
Bir diğer önemli risk, AB pazarında hem kota uygulamalarının hem de CBAM yükümlülüklerinin aynı anda devreye girmesi. Bu ikili yapı, özellikle yüksek katma değerli ürünler dışında kalan ihracat kalemlerinde maliyetleri artırarak pazara erişimi zorlaştırabilir. Bunun yanında, yüksek enerji maliyetleri, sıkı finansman koşulları ve jeopolitik belirsizlikler de 2026’da sektörün kırılganlık alanları arasında yer alıyor.
Avrupa’nın Güvenilir Tedarikçi Arayışı Türkiye İçin Fırsat Yaratabilir
Öte yandan, en büyük fırsat alanı yeşil dönüşüm ve katma değerli üretim başlıklarında şekilleniyor. Düşük karbonlu çelik, özel alaşımlı ürünler ve müşteri odaklı çözümler geliştirebilen üreticiler için 2026, rekabet avantajının güçlendiği bir dönem olabilir. Ayrıca, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve Avrupa’nın Asya dışı güvenilir tedarikçi arayışı, Türkiye gibi coğrafi ve lojistik avantajlara sahip ülkeler için önemli fırsatlar sunabilir düşüncesindeyiz.
2025’te iç pazarda talebin seyrini nasıl değerlendirirsiniz? 2026 yılında iç pazar talebi için beklentileriniz ne yönde? Küresel çelik piyasasında arz-talep dengesi ve fiyatları belirleyecek temel unsurlar neler olacaktır?
2025 yılında Türkiye iç pazarında çelik talebi, sektörler arasında farklılaşan bir seyir izledi. Yüksek faiz ortamı ve sıkı para politikaları, özellikle inşaat ve gayrimenkul tarafında talebi baskılarken; otomotiv ve makine sanayinde %15’lik bir düşüş bulunuyor. Savunma sanayi ve beyaz eşya gibi ihracat odaklı sektörlerde görece daha dengeli bir talep yapısı gösterdi.
2026’ya Girerken İç Pazar Görünümü Temkinli İyileşmeye İşaret Ediyor
2026 yılına ilişkin iç pazar beklentilerimiz ise temkinli bir iyileşmeye işaret ediyor. 2025 yılı pandemi sonrasında başlayan çelik fiyatlarındaki düşüşün dip yaptığı yıl oldu. 2026 yılında artması beklenen talebe paralel olarak fiyatlarda da artış olmaması için bir neden yok. Enflasyonla mücadele sürecinde finansman koşullarının kademeli olarak normalleşmesi, özellikle sanayi yatırımlarında ve üretime yönelik taleplerde toparlanmayı destekleyebilir. Ancak bu toparlanmanın güçlü ve hızlı değil, sektör bazında farklılaşan bir yapıda gerçekleşmesini bekliyoruz. Katma değerli ürünlere olan talebin, standart ürünlere kıyasla daha güçlü seyretmesi muhtemel.
Çin’in Üretim Ve İhracat Politikaları Sektörün Yönünü Belirleyecek
Küresel çelik piyasasında arz-talep dengesini ve fiyatları belirleyecek temel unsurların başında Çin’in üretim ve ihracat politikaları geliyor. Çin’in iç talebi desteklemek adına üretim kapasitesini yüksek tutması ve ihracat yoluyla arz fazlasını dış pazarlara yönlendirmesi, fiyatlar üzerinde baskı oluşturmaya devam edebilir. Bunun yanında, Avrupa’da inşaat ve otomotiv sektörlerinin toparlanma hızı ve Orta Doğu ile Asya’daki projeler talep tarafını şekillendiren önemli faktörler olacak.
Fiyatlarda Dalgalı ve Baskı Altında Bir Denge Bekleniyor
Diğer taraftan, enerji maliyetleri, hurda fiyatları ve çevresel regülasyonlar da maliyet yapısı üzerinden fiyatların yönünü belirleyecek. Özellikle 2026 itibarıyla CBAM’ın fiilen maliyet unsuru haline gelmesi, düşük karbonlu üretim yapan firmalar ile geleneksel üretim yapanlar arasındaki fiyat farkını daha görünür kılacak. Bu da piyasada ürün bazlı fiyat ayrışmasını hızlandıran bir unsur olacak düşüncesindeyiz. Özetle, 2026 yılında küresel çelik piyasasında arzın yüksek seyrini koruduğu, talepte ise sınırlı ama seçici bir toparlanmanın yaşandığı; fiyatların ise dalgalı ve baskı altında olduğu bir denge öngörüyoruz.
