Skip to main content
Demir Çelik Store

TÇÜD Genel Sekreteri Veysel Yayan: 2026, Çelikte Göstergelerin Hızla İyileşeceği Yıl Olacak

Demir Çelik Store olarak Türk çelik sektörünün 2025 performansını ve 2026 yılı hedef ve beklentilerini Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan ile konuştuk.

Haber MerkeziDemir Çelik Store
7 dk okumaGüncelleme:
TÇÜD Genel Sekreteri Veysel Yayan: 2026, Çelikte Göstergelerin  Hızla İyileşeceği Yıl Olacak

2025 yılında Türk çelik sektörünün kapasite kullanım oranının düşük kaldığını ve bunun başta iç tüketimi azalan Çin, Rusya ve Uzak doğu ülkeleri kaynaklı olduğunu ifade eden Yayan, “AB ile yaşanmakta olan çok yönlü sıkıntılara rağmen, 2026 yılının, göstergelerin daha hızlı iyileşeceği bir yıl olacağını öngörüyoruz. Yılın son çeyreğinde başlayan üretim artışının 2026 yılında da devam etmesi ve ham çelik üretiminin 40 milyon ton seviyesini aşmasını bekliyoruz” dedi.

2025 yılında Türkiye çelik üretimi ve kapasite kullanımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

2025 yılında 59,6 milyon tonluk çelik üretim kapasitesi ile, Ocak-Kasım döneminde 34,6 milyon ton ham çelik üreten, Türk çelik sektörünün kapasite kullanım oranı %63,3 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oranın, 2021 yılında ulaşılan %74,8 oranının oldukça altında kaldığı görülmektedir. Kapasite kullanım oranının düşük kalmasında, başta iç tüketimi azalan Çin, Rusya ve Uzak doğu ülkeleri kaynaklı olmak üzere, küresel pazarda rekabeti bozucu dampingli ve devlet destekli fiyatlarla ihracatın ağırlığının artması etkili olmuştur.

Çin, küresel çelik sektörü açısından başlıca tehdit unsuru haline geldi

İthalat baskısı ne durumda?

Dünyanın en büyük çelik üreticisi olan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ile diğer Uzak Doğu ülkeleri, üretim kapasitelerini yoğun bir şekilde kullanmaya devam etmekte ve ortaya çıkan üretim fazlasını, uluslararası pazarlara yönlendirmeye çalışmaktadır. Çin, küresel çelik sektörü açısından başlıca tehdit unsurlarından biri haline gelmiştir.

Çin’de çelik tüketiminde yaşanacak %1’lik bir düşüş, küresel piyasalara yaklaşık 10 milyon ton ilave ihracat yapılması anlamına gelmektedir. Bu koşullar altında, serbest piyasa ekonomisi ilkeleriyle faaliyet gösteren hiçbir ülkenin, OECD ülkelerine kıyasla 10 misli daha fazla devlet yardımı aldığı açıklanmış bulunan Çin’li üreticilerin sebep olduğu bu baskıyla etkin biçimde rekabet edebilmesi mümkün görünmemektedir.

Çin’in yıllara göre ihracatı:

2020 yılında, 53,1 milyon ton

2021 yılında, 66,2 milyon ton

2022 yılında, 68,1 milyon ton

2023 yılında, 94 milyon ton

2024 yılında, 118 milyon ton

seviyesine ulaşarak kademeli bir şekilde artış göstermiştir.

Çin kaynaklı ihracat baskısı kısa vadede hafiflemeyecek

2025 yılı sonunda gerileme beklentilerinin aksine, ihracatın artmaya devam ederek, yıl sonu itibariyle, 120 milyon ton seviyesine ulaşacağı beklenmektedir.Öte yandan, Çin’in çelik talebinin 2025 yılında %2, 2026 yılında ise ilave %1 oranında azalacağı öngörülmekte ve Çin kaynaklı ihracat baskısının kısa vadede hafiflemeyeceği değerlendirilmektedir.

Ekim ayı itibarıyla açıklanan son verilere göre, Türkiye’nin Çin’den yaptığı çelik ithalatı, 2025 yılının Ocak–Ekim döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 3,0 milyon tondan 3,7 milyon tona yükselmiştir. Yılın bitmesine iki ay kalmış olmasına rağmen, ithalat hacmi şimdiden 2024 yılının toplam seviyesine ulaşmıştır.

Benzer durum, Rusya’nın Türkiye’ye yönelik ihracatında da gözlenmektedir. Rusya Federasyonu gerek yurtiçi tüketimdeki düşüş ve gerekse Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında uygulanmaya başlanan yaptırımlar sebebiyle, ortaya çıkan ihtiyaç fazlası çelik üretimini uluslararası piyasalarda sınırlı sayıdaki ülkelere yönlendirme gayreti içerisine girmiştir. 10 aylık dönemde, Rusya’nın ülkemize 3,6 milyon ton seviyesinde gerçekleşen ihracatının, yıl sonu itibariyle, 4,3 milyon tonu aşması beklenmektedir.

CBAM ve yeşil dönüşüm hazırlıkları sektör açısından hangi aşamada?

SKDM sektör için uzun vade de önemli bir rekabet avantajı sağlayacak

Küresel çelik talebinin hızlı karbonsuzlaşma ekseninde yeniden şekillendiği bir dönemde, Türkiye sahip olduğu üretim kapasitesi, teknolojik altyapısı ve Avrupa Birliği ile güçlü ticari entegrasyonu sayesinde bu dönüşümün merkezinde yer almakta ve Türk çelik sektörü, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması başta olmak üzere, yeni nesil AB iklim politikalarından en fazla etkilenecek sektörlerin başında gelmektedir. Ancak bu etki, yalnızca bir risk alanı olarak değerlendirilmemelidir. Türkiye dünyada, elektrikli ark ocaklı tesislerdeki çelik üretiminin en yüksek paya sahip ülkelerden biri konumundadır. Üretimin yaklaşık yüzde 70’inin EAO teknolojisine dayanması, Türk çelik sektörünü kömür bazlı yüksek fırınlarla üretim yapan birçok ülkeye kıyasla yapısal olarak daha düşük karbonlu bir noktaya taşımaktadır. Bu durum, SKDM gibi karbon temelli düzenlemeler karşısında sektör için önemli bir rekabet avantajı oluşturmaktadır.

Yenilenebilir enerji artırılmalı ve sanayiye rekabetçi fiyatlarla düşük karbonlu elektrik sağlanmalı

Buna karşın, üretim teknolojisindeki bu avantajın sürdürülebilir biçimde korunabilmesi, enerji kaynaklarının karbon yoğunluğunun azaltılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Türkiye’de elektrik üretiminde fosil yakıtların payının halen yüksek seviyelerde olması, çelik sektörünün dolaylı emisyonlarını sınırlayan temel faktörlerden biridir. Bu nedenle yenilenebilir enerjiye erişimin artırılması ve sanayiye rekabetçi fiyatlarla düşük karbonlu elektrik sağlanması, sektörün yeşil dönüşümünde stratejik bir öncelik olarak öne çıkmaktadır.

Bu çerçevede birçok çelik üreticisi, yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelmekte, yeşil elektrik tedarik anlaşmaları yapmakta ve emisyon yoğunluğunu düşürmeye yönelik somut adımlar atmaktadır. Aynı zamanda hidrojen bazlı doğrudan indirgenmiş demir teknolojileri başta olmak üzere, geleceğin düşük karbonlu üretim çözümlerine yönelik Ar-Ge faaliyetleri hız kazanmıştır. Yeşil hidrojenin maliyet ve altyapı gereksinimleri, kısa vadede yaygın uygulamaları sınırlasa da, sektör pilot projeler ve uluslararası iş birlikleri aracılığıyla, bu alandaki dönüşüme hazırlık yapmaktadır.

SKDM’nin geçiş döneminin tamamlanmasıyla birlikte, rekabet yalnızca üretim yöntemi üzerinden değil; ürünün tüm yaşam döngüsünü kapsayan bir sürdürülebilirlik yaklaşımı üzerinden şekillenecektir. Emisyon verilerinin doğruluğu, ürünlerin izlenebilirliği, geri dönüştürülebilirliği ve enerji verimliliği gibi unsurlar, AB pazarına erişimde belirleyici hale gelmektedir. Bu durum, Türk çelik sektörünün yalnızca üretim bazında değil, ürün bazında da sürdürülebilirlik performansını güçlendirmesini zorunlu kılmaktadır.

2026 yılında üretim ve talep görünümüne ilişkin beklentileriniz nelerdir?

Küresel ekonomide yaşanan enflasyonist baskı, finansman zorlukları ve talepteki yavaşlama, çelik sektörünü de doğal olarak etkilemektedir. Enflasyon ve faiz oranlarındaki düşüş henüz yeterince kredi faizlerine yansımadığı için, yılın son iki ayında, yurt içi tüketim ve üretimdeki kademeli iyileşme eğiliminin devam edeceği, AB ile yaşanmakta olan çok yönlü sıkıntılara rağmen, 2026 yılının, göstergelerin daha hızlı iyileşeceği bir yıl olacağı değerlendirilmektedir.

Çelik sektörünün en önemli gündemi AB’nin devreye alacağı koruma önlemleri olacak

Öncelikli ihracat pazarları hangileri olacaktır? AB’nin uygulayacağı yeni kotanın Türk çelik sektörüne etkisini değerlendirebilir misiniz?

2026 yılı itibarıyla, Avrupa Birliği Komisyonu’nun yılın ikinci yarısında yürürlüğe koymayı öngördüğü yeni korunma tedbirleri çelik sektörünün en önemli gündem maddeleri arasında yer almaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği’nin çelik tedarik yapısı içerisinde stratejik bir role sahiptir ve taraflar arasındaki ticari ilişkiler, 1996 yılında imzalanan Türkiye–AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması çerçevesinde düzenlenmektedir. Anlaşma kapsamında, AKÇT ürünleri arasında yer alan çelik ürünlerinde tarafların birbirlerine gümrük vergisi veya eş etkili mali yükümlülükler ve ticareti kısıtlayıcı önlemler uygulamaması esastır. Bu çerçevede gündeme gelen yeni uygulamalar, Türkiye’nin AB’ye yönelik çelik ihracatını doğrudan olumsuz etkileme potansiyeli taşıması nedeniyle ciddi riskler barındırmaktadır.

Planlanan yeni korunma önlemleriyle birlikte AB, ithalat baskısının hissedilmediği dönemde, yani en son 2014 yılında %12,7 seviyesinde bulunan yurt içi tüketim içerisindeki ithalat payına geri dönmeyi hedeflemektedir. Bu doğrultuda, toplam çelik ithalat kotalarının %47 oranında azaltılarak 18,8 milyon ton seviyesine çekilmesi; tahsis edilen kotaların aşılması halinde ise, kota üstü ihracatlara uygulanan gümrük vergilerinin %25’ten %50’ye yükseltilmesi planlanmaktadır. Öngörülen bu vergi oranı, kotaları aşan ihracatın fiilen durdurulmasına yol açacak niteliktedir.

2026 yılında sektör için en kritik risk ve en büyük fırsat nedir? Kamu politikaları ve teşvikler açısından öncelikli beklentiler nelerdir?

Çelik sektörü 2026 yılına siyasi ve ekonomik çok yönlü belirsizlikler içerisinde girmektedir. Çevremizdeki ülkelerde devam etmekte olan savaşların nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini korumaktadır. Gerek Ukrayna’da gerekse Filistin’de kademeli şekilde tesis edilecek barış ortamı, kısmen de olsa rahatlatıcı bir mahiyet taşıyacaktır. Barış yönünde atılacak müşahhas adımların, bölgede inşaat faaliyetlerini canlandırarak, yeni çelik talebinin ortaya çıkmasına yol açacağı ve bu durumun küresel kapasite kullanım oranlarını olumlu yönde etkileyebileceği değerlendirilmektedir.

Diğer taraftan, ABD ve AB’deki korumacı yaklaşımların devam etmesi, iç taleplerindeki düşüş eğiliminin durudurulamaması sebebiyle Çin ve Rusya başta olmak üzere Uzak doğu ülkelerinin ihracata yoğunlaşması, çelik sektörümüzün dış ticaretinde olumsuz etkiler yaşamasına ve kapasite kullanım oranlarının düşük seviyede kalmasına yol açacak faktörler olarak ön plana çıkmaktadır.

Yurt içi tüketim, yerli üretimle karşılanmalı

Sektör söz konusu problemleri, AB’nin alacağı kararlara mütakabil kararları acilen alarak ve yurt içi tüketimi, yurt içi üretime yönlendirerek aşabilecektir. Enflasyon ve faiz oranlarındaki düşüşün yanısıra, döviz kurlarının makul seviyelere yükseltilmesinin , yurt içi çelik tüketimini ve üretimini olumlu yönde etkilemesi beklenmektedir. Yılın son çeyreğinde başlayan üretim artışının 2026 yılında da devam etmesi ve ham çelik üretiminin 40 milyon ton seviyesini aşması beklenmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular