Skip to main content
Demir Çelik Store

Uğur Dalbeler: Türkiye’nin çelikte kalıcı avantajı krizlerden değil rekabet gücünden gelmeli

SteelRadar tarafından düzenlenen Steel Summit 2026 - 2. Uluslararası Çelik Sanayi ve Küresel Piyasalar Zirvesi kapsamında, Demir Çelik Store’ye değerlendirmelerde bulunan Çolakoğlu Metalurji CEO’su, World Steel Association ve Çelik İhracatçılar Birliği Başkanı, Uğur Dalbeler, dünya çelik üretimi gerilerken Türkiye’nin sınırlı da olsa büyüme imkanı yaratabildiğine dikkat çekti.

Haber MerkeziDemir Çelik Store
3 dk okuma
Uğur Dalbeler: Türkiye’nin çelikte kalıcı avantajı krizlerden değil rekabet gücünden gelmeli

Ancak bu büyümenin tek başına yeterli olmadığını, kapasite kullanım oranlarının düşük kaldığını ve ithalat baskısının sektör üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu söyledi. Dalbeler, Türkiye’nin krizlerden kaynaklanan geçici avantajlar yerine kalıcı rekabet gücüyle öne çıkması gerektiğini söyledi.

Çolakoğlu Metalurji CEO’su, World Steel Association ve Çelik İhracatçılar Birliği Başkanı, Uğur Dalbeler, Steel Summit’in beklediğinin üzerinde bir katılımla gerçekleştiğini ve farklı ülkelerden, farklı platformlardan katılımcıları bir araya getirdiğini belirtti. Bu çeşitliliğin konferansların daha üretken sonuçlar vermesini sağladığını söyleyen Dalbeler, çelik sektöründe ortak sorunları tartışacak platformların önemine dikkat çekti.

Çelik sektörü her platformda iş birliği imkanlarını aramalı

Dalbeler’e göre dünya ekonomisinde son yıllarda belirgin bir yön değişimi yaşanıyor. Gelişmiş ülkeler rekabet güçlerinin zayıfladığını gördükçe küreselleşmeden daha bölgesel ve korumacı politikalara yöneliyor. Bu durum ortak sorunlara birlikte çözüm aramayı zorlaştırıyor. Buna karşın Dalbeler, ticaretin ülkeler ve toplumlar arasındaki ilişkileri geliştiren en etkili yollardan biri olduğunu belirterek, sektörün her platformda iş birliği imkanlarını araması gerektiğini söyledi.

Türk çelik sektörü zorlu koşullarda dayanıklılık kazandı

Türk çelik sektörünü değerlendirirken Dalbeler, sektörün zor bir coğrafyada faaliyet göstermesine rağmen krizlere uyum sağlama konusunda güçlü bir tecrübeye sahip olduğunu ifade etti. 1990’lardan bu yana demir perdenin dağılması, Körfez krizleri, ekonomik krizler ve 2008 gibi birçok dönüm noktasından geçildiğini hatırlatan Dalbeler, sorunların hiç bitmediğini ancak Türkiye’nin bu koşullarda dayanıklılık kazandığını belirtti.

Dalbeler, dünya çelik üretimi gerilerken Türkiye’nin sınırlı da olsa büyüme imkanı yaratabildiğine dikkat çekti. Ancak bu büyümenin tek başına yeterli olmadığını, kapasite kullanım oranlarının düşük kaldığını ve ithalat baskısının sektör üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin güçlü bir imalat sanayisine ihtiyaç duyduğunu, bunun için de temel girdi olan çelik sektörünün güçlü kalması gerektiğini vurguladı.

Çin kaynaklı arz baskısına da değinen Dalbeler, Çin’in iç talepte zorlandığı dönemlerde ihracatını artırmasının dünya piyasaları üzerinde büyük baskı oluşturduğunu ifade etti. Türkiye’nin ise son yıllarda enerji, işçilik ve özellikle ithalat baskısı nedeniyle kârlılık sorunu yaşadığını belirtti. Kârlılığın ortadan kalktığı bir ortamda sektörün kendini yenilemesinin ve rekabetçiliğini korumasının zorlaşacağını söyledi.

Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin Türkiye’yi kısa vadede güvenli tedarikçi olarak öne çıkarabileceğini belirten Dalbeler, bunun kalıcı bir stratejiye dönüşmemesi gerektiğini de vurguladı. Türkiye’nin krizlerden kaynaklanan geçici avantajlar yerine kalıcı rekabet gücüyle öne çıkması gerektiğini söyledi.

SKDM ve Avrupa Birliği kotaları konusunda ise Dalbeler, Türkiye’nin düşük emisyonlu üretim yapısının doğru anlatılması halinde önemli bir avantaj sağlayabileceğini ifade etti. Türkiye’nin elektrik ark ocaklı ve hurdaya dayalı üretim yapısıyla birçok rakip ülkeye kıyasla daha düşük karbon yoğunluğuna sahip olduğunu belirten Dalbeler, Avrupa ile bu konuların iyi müzakere edilmesi gerektiğini söyledi.

Gelişmiş ülkelerde oluşan hurdaya aracılar yerine kaynağından ulaşılmalı

Hurda konusunda Türkiye’nin daha uzun vadeli ve doğrudan kaynaklara erişim stratejisi geliştirmesi gerektiğini ifade eden Dalbeler, gelişmiş ülkelerde oluşan hurdaya aracılar yerine kaynağında ulaşmanın önemini vurguladı. Son olarak Türkiye’nin coğrafi konumu, hızlı adaptasyon kabiliyeti, teknoloji, kalite ve verimlilik seviyesiyle güçlü bir konuma sahip olduğunu belirtti. Ona göre asıl mesele, bu avantajları sağlam ilişkiler ve sürdürülebilir rekabet gücüyle kalıcı hale getirmek.