İçeriğe geç

Yassı çelikte rekabetin yeni koşulları İstanbul’da tartışıldı

Global Flat Steel 2026’da korumacılık, kapasite fazlası ve enerji güvenliği öne çıktı. Demir Çelik Store’un medya partnerleri arasında yer aldığı konferans, düşük emisyonlu üretime geçişin hammadde, teknoloji ve pazara erişim boyutlarını gündeme taşıdı.

Demir Çelik Store · Haber Merkezi
4 dk okuma
Yassı çelikte rekabetin yeni koşulları İstanbul’da tartışıldı
Yazı Boyutu 100%
WhatsApp X Facebook LinkedIn

Küresel yassı çelik sektöründe rekabet, üretim maliyetinin ötesinde giderek daha fazla ticaret politikaları, enerjiye erişim ve tedarik güvenliği üzerinden şekilleniyor. Kallanish’in 23 Eylül 2026’da İstanbul Çırağan Palace Kempinski’de düzenlediği bir günlük Global Flat Steel 2026 konferansının açılışındaki değerlendirmeler, sektörün bu başlıklardaki baskıyı aynı anda hissettiğini gösterdi.

Demir Çelik Store, organizasyonun medya partnerleri arasında yer aldı. Reklam Müdürümüz Süleyman Aslan da konferansa katılarak sektör temsilcileriyle bir araya geldi. Üreticiler, ticaret şirketleri, hammadde ve teknoloji tedarikçileri ile çelik kullanan sanayileri buluşturan etkinlikte, yassı çeliğin geleceği farklı halkalarıyla ele alındı.

Global Flat Steel 2026 panelinden görünüm

Açılışta korumacılık ve kapasite fazlası vurgusu

Açılış panelinde Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü Selçuk Yılmaz, korumacılığı başlıca zorluk olarak öne çıkardı. MAN Industries temsilcisi Dr. Manish Lunker ise 2026’yı, doğru çeliği doğru fiyatla ve doğru zamanda tedarik etme açısından deneyimlediği en zor yıl olarak değerlendirdi.

Metin Tayfun İşeri’nin mesajı kapasite ve yatırımlar üzerindeydi: İşeri, kapasitenin ve yatırımların bir bölümünün durdurulması gerektiğini belirtti. Bu değerlendirmeler, açılış panelinde tedarik gü��lüğü ile küresel kapasite fazlasının birlikte tartışıldığını ortaya koydu.

Salonda yapılan oylamalar da ticaretin ağırlığını gösterdi. Önümüzdeki beş yılda çelik sektörünü en fazla etkileyecek unsura ilişkin soruda jeopolitik ve ticaret yüzde 48, Çin ve küresel kapasite fazlası yüzde 28 pay aldı. Şirketlerin sonraki 1 milyar dolarlık yatırımını hangi alana yöneltmesi gerektiği sorusunda ise enerji ve elektrik tedariki yüzde 40 ile ilk sıradaydı. Oylama, salondaki katılımcıların önceliklerini yansıttı.

Kapasite artışı ile talep arasındaki mesafe açılıyor

Küresel kapasite fazlasının 2028’de 745 milyon tona ulaşabileceği öngörülüyor. 2025’te yüzde 76 düzeyindeki kapasite kullanımının ise 2028’de yüzde 74 veya altına inebileceği tahmin ediliyor.

Bu rakamlar geleceğe dönük projeksiyonlar. Yine de tartışmanın neden yalnızca yeni üretim hatları kurmak etrafında dönmediğini açıklıyor: Talep yeterince büyümediğinde ek kapasite, mevcut tesislerin kullanım oranı ve kârlılığı üzerindeki baskıyı artırabiliyor. Üreticiler için yatırımın büyüklüğü kadar hangi ürüne, hangi pazara ve hangi maliyet yapısıyla hizmet edeceği de önem taşıyor.

Kapasite fazlası ile ticaret baskısı birbirini besliyor. İç pazarda tüketilemeyen üretimin ihracata yönelmesi, diğer pazarlarda fiyat rekabetini ve ticaret savunma arayışlarını güçlendiriyor.

Enerji güvenliği, hammadde tercihlerini de etkiliyor

IIMA Genel Sekreteri John Atherton’ın katıldığı hammadde oturumunda enerjiye erişim, maliyet ve gelecekteki enerji kaynakları başlıca sorun olarak sıralandı. Hurdanın dolaşımını sınırlayan korumacı önlemlerin, tesisleri cevher bazlı metalik girdilere yönelterek bu pazardaki dengeleri değiştirebileceği belirtildi.

Oturumda ayrıca sürdürülebilirliğin fiyat üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı, buna karşılık gelecekte pazarda yer alabilmek açısından önem kazandığı vurgulandı. Böylece hammadde tedariki, bugünkü maliyet hesabının yanında yarının üretim ve satış koşullarıyla da ilişkilendirildi.

CBAM, karbon verisini ticaretin parçası haline getiriyor

Konferansın ticaret başlığının güncel arka planında Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması bulunuyor. CBAM’ın kesin dönemi 1 Ocak 2026’da başladı. Sistem, kapsam dahilindeki ithal ürünlerin üretiminde ortaya çıkan gömülü emisyonları ve bunlara karşılık gelen karbon maliyetini esas alıyor.

Sertifika fiyatlandırması, AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki tahsisat fiyatlarına bağlı olarak belirleniyor. Bu düzen, Avrupa’ya satışta ürün fiyatıyla birlikte emisyon bilgisinin de değerlendirilmesini gerektiriyor. İthalatçı için tedarikçinin karbon verisinin güvenilirliği; üretici içinse bu veriyi izleyebilme ve sunabilme kapasitesi önem kazanıyor.

Türk üreticileri açısından düşük emisyonlu üretim potansiyeli bu nedenle ticari bir başlık. Ancak her tesisin koşulları ve ürünün emisyon yoğunluğu farklı olduğundan, Türkiye’den yapılan bütün satışlar için otomatik maliyet üstünlüğü sonucu çıkarılamaz. Üretim rotası, enerji kaynağı ve doğrulanabilir veriler birlikte incelenmeli.

Talebin yönü, çeliği kullanan sanayilerde aranıyor

Konferansın üçüncü oturumunda beyaz eşya, Hindistan’ın inşaat ve otomotiv pazarı ile boru talebi ayrı görüşmelerle ele alındı. Beko’dan Bayçu Ongunyurt, SUFI’den Vinod Bane ve Kalibre Boru’dan Ali Okyay bu görüşmelerde yer aldı. Böylece üretici perspektifinin yanında çeliği satın alan sanayilerin görünümü de konferansa taşındı.

Bu ayrım, yassı çelik piyasasını değerlendirirken toplam tüketim kadar ürünün nihai kullanım alanına da bakılması gerektiğini hatırlatıyor. Beyaz eşyanın sipariş döngüsü, otomotivin kalite gereksinimleri ve boru projelerinin teslimat takvimi aynı değil. Talepteki bir hareketin hangi üreticiye nasıl yansıyacağı, bu farklılıklarla birlikte anlam kazanıyor.

Düşük emisyonlu üretimde elektrot ve refrakterlerin rolü

Beşinci oturumda RHI Magnesita’dan Hakimuddin Ali, dönüşümün refrakter gereksinimlerini değiştirdiğine dikkat çekti. GrafTech’ten Alexey Simushkin ise artan elektrik ark ocağı kapasitesinin grafit elektrot talebine etkisine odaklandı.

Hakimuddin Ali’nin Global Flat Steel 2026 sunumu

Simushkin, konferans öncesindeki değerlendirmesinde de EAF kapasitesi artarken elektrot üretiminde kapasite azaltımlarının yaşandığına dikkat çekmişti. Özellikle yüksek kaliteli yassı ürün üreten elektrik ark ocaklarının üst sınıf elektrot ihtiyacını vurgulayan bu değerlendirme, toplam kapasite rakamının tek başına tedarik yeterliliğini göstermeyebileceğine işaret ediyor.

Dönüşümün bu boyutu, yeni bir fırın yatırımının onun çalışmasını sağlayacak girdilerden ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koyuyor. Enerji, hammadde kalitesi, refrakter ve elektrot tedariki, üretim teknolojisinin ticari uygulanabilirliğiyle birlikte değerlendirilmeli.

Türkiye için birlikte değerlendirilmesi gereken başlıklar

Konferanstaki tartışmaların Türkiye’ye yansımaları değerlendirildiğinde, Türkiye’deki yassı çelik işletmeleri için üç konu öne çıkıyor: enerji ve hammadde tedarikinin sürekliliği, hedef pazara erişim koşulları ve çeliği kullanan sanayilerin talebi.

Bunların birbirine etkisi belirgin. Düşük emisyonlu üretim hedefi, uygun enerji ve girdi tedarikini gerektiriyor. Bu üretimin ticari değere dönüşmesi ise alıcının ihtiyacına, kabul ettiği maliyete ve pazarın kurallarına bağlı. İstanbul’daki buluşmanın gündemi, şirketlerin üretim, satın alma ve ihracat kararlarını bu bağlantılar üzerinden birlikte değerlendirmesi gerektiğini gösteriyor.

Global Flat Steel 2026 İstanbul etkinlik panosu