Hindistan, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ise sınırlı büyüme gösteren başlıca bölgeler oldu. Talepteki durgunluğa karşın, son yıllarda devreye alınan yeni üretim kapasiteleri küresel arz fazlasını yapısal bir sorun haline getirdi. OECD tahminlerine göre küresel atıl kapasite 570 milyon tonun üzerine çıkarken, kapasite kullanım oranları yüzde 75’in altına geriledi. Bu tablo, 2025 yılı boyunca çelik fiyatları üzerinde belirgin bir baskı yarattı” dedi.
Arz fazlası fiyatlar üzerindeki baskıyı sürdürecek
Çinli üreticilerin zayıf iç talebi telafi etmek amacıyla ihracata yönelmesi ve 100 milyon tonu aşan ihracat seviyelerini koruması, özellikle Avrupa ve Orta Doğu pazarlarında fiyatların aşağı yönlü seyretmesine neden olduğunu belirten Yeşil Sertifika Uzmanı ve Sürdürülebilirlik Danışmanı Buse Gülsüm Toparlı, “2025 yılı, sektör açısından yüksek maliyet baskısı altında dar marjlarla faaliyetlerin sürdürüldüğü bir dönem olarak öne çıktı.
2026 yılına girerken küresel talepte sınırlı bir toparlanma beklentisi oluştu. Dünya genelinde altyapı yatırımları, savunma harcamaları ve enerji dönüşümü projelerinin çelik talebini desteklemesi bekleniyor. Ancak bu toparlanmanın fiyatlara güçlü bir artış olarak yansıması öngörülmüyor. Fitch Ratings, 2026 yılı için çelik sektörüne ilişkin görünümü “nötr” olarak değerlendirirken, arz fazlasının fiyatlar üzerindeki baskıyı sürdüreceğine dikkat çekiyor” açıklamasını yaptı.
Türk çelik sektörü açısından 2026 yılının en önemli başlıklarından biri Avrupa Birliği’nin ticaret ve iklim politikaları olacağını ifade eden Buse Gülsüm Toparlı, şöyle devam etti: “AB’nin çelik ithalat kotalarını daraltmaya hazırlanması, Türkiye gibi AB’ye yüksek hacimde ihracat yapan ülkeler için risk oluşturuyor. Kota aşımı durumunda uygulanması planlanan yüksek gümrük vergilerinin, Türk üreticilerin fiyat rekabetçiliğini zayıflatması bekleniyor. Öte yandan 2026 itibarıyla mali boyutuyla devreye girecek olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) da sektör üzerinde ek baskı yaratacak. Türkiye’de elektrik ark ocaklı üretimin yaygın olması karbon yoğunluğu açısından avantaj sağlasa da, AB’deki karbon fiyatlamasına eşdeğer bir sistemin bulunmaması ihracatta ek maliyet doğuracak.”
Türk çelik sektörü için alternatif ihracat pazarları öne çıkıyor
2026 yılının önemli fırsatlarıda beraberinde getirdiğini belirten Buse Gülsüm Toparlı, “ABD ve Avrupa’daki altyapı ve savunma yatırımları ile Orta Doğu ve Afrika’daki büyük ölçekli inşaat projeleri, Türk çelik sektörü için alternatif ihracat pazarları sunuyor. Yüksek katma değerli ürünler, özel alaşımlar ve teknik çeliklere yönelik talep artışı da ürün portföyünü dönüştürebilen üreticiler açısından önemli bir büyüme alanı olarak öne çıkıyor. Türkiye iç pazarında ise 2026 için beklenti, makroekonomik dengelenmenin güçlenmesi ve faiz oranlarında olası bir gevşemeyle birlikte iç talepte sınırlı bir toparlanma yaşanması yönünde.
Uzmanlara göre 2026 yılı, küresel çelik sektörü için hızlı bir büyümeden ziyade yeniden konumlanma ve dönüşüm yılı olacak. Arz fazlası ve korumacılık politikaları riskleri artırırken, düşük karbonlu üretim, ürün farklılaştırma ve pazar çeşitlendirme stratejileri sektör oyuncuları için belirleyici unsurlar haline gelecek” dedi.
